25 Haziran 2014 Çarşamba

Ramazanda vücut detoksunu güçlendirmenin 7 yolu

Avrupa'da orucun "açlık tedavisi" olarak tedavi sistemleri arasına girdiğini belirten Dr. Mustafa Yaşar, vücutta biriken toksinler ve serbest radikallerden oruçla arınıldığına işaret etti. 

Aynı zamanda Fitoterapist olan Dr. Yaşar, bu detoks sürecini desteklemek için adaçayı, ıhlamur, keten tohumu, çörek otu ve deve dikeni gibi bitkilerden yararlanılabileceğini açıkladı. Özellikle sabah 11.00 - 12.00 arası yarım saatlik uykunun safra sisteminin çalışmasına destek olacağını vurguladı.

Uyguladığı doğal tıp metodlarıyla 9 yılda 90 bin hastanın tedavisi için umut olan Dr. Mustafa Yaşar, Ramazan ayında tutulan orucun bedenin iç temizliği ve sağlık açısından büyük önem taşıdığına işaret ediyor. Aynı zamanda Bitkilerle Tedavi Uzmanı (Fitoterapist) olan Dr. Mustafa Yaşar, Ramazan ayı boyunca vücutta biriken ve sağlık sorunlarına zemin hazırlayan serbest radikaller ve toksinlerden arınma sağlandığını kaydederken, bu detoks sürecini desteklemek için her gün bir fincan adaçayı ya da ıhlamur içilmesini önerdi.

Çörek otu da yumurta gibi tok tutuyor

Dr. Yaşar ayrıca bir gün yarım çay kaşığı keten tohumu, bir gün yarım çay kaşığı deve dikeni alınmasının bağırsak sisteminin çalışmasına ve vücudun arınmasına katkı sağlayacağını ifade etti. Çörek otunun da Ramazan boyunca birkaç kere gerek yemeklere katılarak, gerek yarım çay kaşığı ölçüsünde doğrudan alınmasının hem tokluk hissini destekleyici, hem de vücuttaki omega 3 dengesini sağlayıcı ve eksik yağ asitlerini tamamlayıcı etkisi bulunduğunun altını çizdi. Erik ve üzüm hoşaflarının da detoksu destekleyici yönleri olduğunu kaydetti.

Sahur yemeği karaciğer detoksuna destek oluyor

Sahur yemeğinin atlanmaması gerektiğine değinen Dr. Yaşar, karaciğer ve safra kesesinin alınan besinleri en iyi değerlendirdiği saatlerin gece 23.00 ila 3.00 arası olduğunu belirtti. Dr. Yaşar, "Bu saatlerde alınan gıdalar yeterli sindirilemez, karaciğerin asıl görevi olan detoksa da engel olur. Gece 3.00'ten sonra, yani sahurda alınacak gıdalar hem karaciğerin detoks faliyetini engellemez, hem de sindirim faaliyetleri daha düzenli olur." dedi.

Ramazan'da tutulan orucun diğer aylarda da bir - iki sefer tekrarlanması için detoksun sene içinde desteklenebileceğini ve gelecek Ramazan için de hazırlık yapılabileceğini belirtti.

Ramazan'da ideal beslenme nasıl olmalı?

Vücudun serbest radikal yükünü artıran hayvansal gıda ve hamur işleri tüketiminin az olması gerektiğini vurgulayan Dr. Yaşar, şöyle konuştu: "Detoks esnasında, vücuda giren su miktarı önemlidir. Bir erişkinin günlük olarak 1.5-2 litre su tüketmesi, yaz aylarında bu miktarı artırarak 2-2.5 litreye çıkarması yerinde olur. Hem sahur hem iftarda sıvı içeriği fazla olan meyve ve sebzelerin tüketilmesi, özellikle yaz dönemlerinde daha doğru olacaktır. İftardan 1-1.5 saat sonra yapılacak hafif egzersiz ve yürüyüşler, hem sindirim hem de detoks faaliyetlerini destekler."

16 Haziran 2014 Pazartesi

Ramazan için Beslenme Tüyoları

Ramazan ayı boyunca sağlıklı beslenmek ve kilo almamak çok önemli…

Kilo vermek, kilo almak ve sağlıklı beslenmek isteyenler için uzman diyetisyen Diğdem Özkahya; Ramazan ayında da vücudun enerji ihtiyacının değişmediğini ve tüm gün aç kalınmasına rağmen, akşam fazla yemek tüketilmemesi gerektiğini vurguluyor.

İşte Özkahya’dan Ramazan için beslenme önerileri…

Ramazan ayı boyunca oruç tutarken sağlıklı beslenmek ve gerekli besin ihtiyaçlarını almak çok önemli. Bu ayı kilo almadan ve dengeli beslenerek sonlandırmak için, sağlıklı ve formda bir yaşamı tercih eden kişileri deneyimli diyetisyenler ve egzersiz uzmanları ile buluşturan interaktif bir platform olan Diyetkolik.com, Ramazan’a özel tavsiyelerde bulunuyor.

Diyetkolik.com diyetisyenlerinden Diğdem Özkahya, öncelikle Ramazan ayı boyunca günde ortalama 15 saat aç kalmanın metabolizmayı yavaşlattığını belirtiyor. Sıcak havalar, uzun süren açlık ve aktivite düzeyinin düşmesi metabolizma hızının yavaşlamasına neden oluyor. Özkahya, metabolizma hızını artırmak ve kilo artışına engel olmak için iftar ile sahur arasında aktivite düzeyini artıracak egzersizler yapılmasını tavsiye ediyor: “Tempolu yürümek, koşmak ya da bisiklete binmek metabolizma hızının artmasına yardımcı olurken, düzensiz beslenmeyle oluşabilecek kilo artışını da engelleyecektir.”

Ara öğün için: Güllaç
Özkahya, metabolizma hızınızı olumlu etkileyecek bir başka çözümün de iftar ile sahur arasındaki ara öğün sayısının artırılması olduğunu söylüyor: “Ara öğün tercihi olarak, Ramazan ayının vazgeçilmezi olan güllaç iyi bir alternatif olacaktır. Ara öğünlerinizi en az birer saat arayla tüketmelisiniz.”

Benzer bir nedenle, Ramazan ayı boyunca sahur yapmak da çok önemli. Sahur yapmadan tutulan oruç, açlık süresini daha da uzatarak metabolizmanın daha çok yavaşlamasına sebep oluyor. Bunun yanı sıra, uzun süren açlık kan şekerinde düşüşe, kan basıncında da artış ya da azalmaya yol açabiliyor. Buna bağlı olarak halsizlik, uyku hali ve çabuk yorulma gibi şikâyetler gözlemlenebiliyor.

Sahurda protein tüketin
Sahurda yağ, şeker ve tuz içeriği düşük olan besinlerin tercih edilmesi gerekiyor. Böylece hem oruç süresince susuzluk hissi azalıyor, hem de gereksiz enerji alımı önleniyor ve mide daha az yorulmuş oluyor. Sahurda yumurta, peynir ve süt gibi protein açısından zengin besinleri tercih etmek tokluk hissini artırıyor.

Özkahya, hava sıcaklığı nedeniyle gerçekleşen su ve mineral kaybını dengeleyebilmek amacıyla, iftardan itibaren sahur sonuna kadar bol su ve sıvı tüketilmesinin önemli olduğunu söylüyor. Ramazan ayında sıvı tüketiminin az olmasına bağlı olarak yaşanabilecek konstipasyona (kabızlık) karşı, ara öğünlerde posa içeriği yüksek meyvelerin tüketilmesinin faydalı olacağını ekliyor. Bunun için kuru meyveleri ya da Ramazan ayının vazgeçilmezlerinden biri olan hurmayı tercih edebilirsiniz.

Özkahya, Ramazan ayını sağlıklı bir şekilde ve mevcut kiloyu koruyarak tamamlamanın kilo vermekten daha önemli bir süreç olduğunu vurgulayarak, beslenme önerileri veriyor: “Mevcut kilonuzu korumak için, iftarınızı iki seferde yapmanız daha doğru olacaktır. İftarınızı hurma ile açtıktan sonra, çorbanızı ve yoğurdunuzu tüketin ve 15 dakika bekleyin. Daha sonra ana yemeğinizi, salatanızı ve ekmeğinizi tüketin. Böylelikle, midenize birden yüklenmemiş ve tokluk hissinizin oluşması için beyninize zaman tanımış olacaksınız. Çay - kahve tüketimini yemekten 1 saat sonraya bırakmalısınız. Çay veya kahve yerine sizi rahatlatıp dinlendirecek ve sindirime yardımcı olacak bitki çaylarını tercih edebilirsiniz. Tüketeceğiniz bitki çaylarının içerisine kabuk tarçın ilave etmek, kan şekerinizin kontrolünü sağlamaya yardımcı olacaktır.”

Ramazan boyunca kızartmalardan, mayalı besinlerden (hamur işleri), aşırı şeker ve yağ içeren besinlerden, şerbetli tatlılardan, çok tuzlu veya baharatlı yemeklerden, sucuk, sosis, pastırma gibi şarküteri ürünlerinden, bal/kaymak ve gazlı içeceklerden mümkün olduğunca uzak durmak gerektiğini ekleyen Özkahya, iftarda ya da sahurda bu besinleri tüketmenin reflü, mide yanması, hazımsızlık ve kilo kontrolü sağlayamama gibi durumlara yol açabileceğini vurguluyor.

3 Haziran 2014 Salı

Yanlış Diyet Saç Döküyor!

Havaların ısınmasıyla birlikte fazla kilolardan kurtulmak için diyet telaşı başlıyor. Ancak bilinçsiz diyet yapan kişilerde kansızlık sorununun meydana geldiğini açıklayan uzmanlar, bu durumun da saçların güçsüzleşmesiyle birlikte hızla dökülmesine neden olduğunu belirtiyor.

Prof. Dr. Alpınar, yaptığı açıklamada, özellikle kadınların güzelleşmek uğruna neredeyse ölüm diyetlerine girdiğini, yanlış uygulanan diyetler nedeniyle de pek çok kişinin saçlarından olduğunu belirtti.

Sağlıklı ve dökülmeyen saçlar için gıdalarda protein, çinko, B12 vitamini, folik asit ve bakır eksikliği olmamasına dikkat edilmesi ve sebze-meyve gibi yiyeceklerin bol bol tüketilmesi gerektiğini vurgulayan Alpınar, "Bilinçsizce yapılan diyetlerin yol açtığı kansızlık, saçların güçsüzleşmesiyle birlikte hızla dökülmesine neden oluyor. Düzenli ve dengeli beslenme saç sağlığını korumak için birinci önceliği taşıyor" dedi.

Saç Dökülmesinin Sebepleri Neler?

Bunun yanı sıra kalıtsal, hormon bozukluğu, mevsimsel şartlar, hava kirliliği, uygunsuz saç bakımı ve stres gibi faktörlerin de saç dökülmesine neden olduğunu söyleyen Kerim Alpınar, Türkiye'de her 100 kişiden 58'inin daha 38 yaşına gelmeden saçsız kalma tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğunu kaydetti.

Saç bakımında kullanılacak ürünlerin etkinliği ve güvenilirliğinin klinik deneylerle kanıtlanmış olmasının önemine de işaret eden Prof. Dr. Alpınar, bu noktada bitkisel özlü ürünlerin tercih edilmesi gerektiğini ifade etti.

Sağlıklı Saçlara Sahip Olmak İçin...

Prof. Dr. Kerim Alpınar, sağlıklı saçlara sahip olmak isteyenlere şu önerilerde bulundu:

"Temiz ortamlarda bulunun. Çok sigara içilen, kimyasal madde buharlarının bulunduğu ortamlar, saçları yıpratır ve sağlıksız kılar. Saçların uzun süre güneş ışığına ve deniz suyuna maruz kalmaması gerekir. En azından bir şapkayla saçlar güneşten korunabilir. Denizden çıkar çıkmaz da duş almak gerekir. Yağlı saçlar her gün bir kez, kuru saçlar ise iki günde bir yıkanmalı ve muhakkak çok iyi durulanmalı. Zaman zaman da saç diplerinin zeytinyağı kullanarak beslenmesi de çok önemli. Zeytinyağı en kolay ulaşılabilir, basit ve etkili bir madde. Saç bakımı ile ilgili ürünlerde de zeytinyağının bulunması bu açıdan önemli."

28 Mayıs 2014 Çarşamba

Salataya ekle, 15 kilo zayıfla!

İnsanların kendini zorlamayacağı zayıflama yolları da var. İş yalnızca şifalı otların ne olduğunu ve zayıflamaya nasıl etki ettiğini bilmekten geçiyor…

Popülerleşen lezzetli şifalı otların ne olduğunu ve zayıflamaya nasıl etki ettiğini bilmek çok önemli. Geleneksel tıbbın, kilolardan kurtulmada nasıl bir tamamlayıcı rol oynadığı hakkında bilgi veren Doğal Ürün Uzmanı Volkan Kurt “En eski ve sadık tedavi olarak kabul edilen bitkisel yolların kabulu yüzlerce yıl önceye dayalı.

Fiziksel durumu iyileştirmek ve bir sürü hastalığın tedavisi için fayda getiren otlar zayıflamada ciddi rol oynuyor”diyor. İnsanların kendini zorlamayacağı zayıflama yolları da olduğunu belirten Kurt, “Bazı bitki formlarını salataya katarak çok güzel kilo verebilirsiniz” diyor. Herbalium adlı bitki merkezinin kurucusu Kurt, diyetsiz zayıflama yönteminde herşeyin tabiatın kurallarıyla düzenlendiğini ve dengelendiğini söylüyor.

Bakın nasıl iştahınız azalıyor!
İştah ve yemek arzusunu azaltan anti-iştah otları biberiye, ısırgan, kekik gibi otlardan oluşuyor. Herbalium’un ürettiği bitkisel zayıflama yolunun diğerlerinden farkı yoğurda katılıp yenmesinin dışında salatalara da eklenerek tüketilmesi. O nedenle “Hemen fayda vermesi içinyemek sitilinizi değiştirin” diyor Kurt ve kullanma şekli hakkında bilgi veriyor: “Yemekten 15 dakika önce kendinize bir salata hazırlayın ve bu tozu salatınıza serpip, kullanın. 15 dakika sonra ana yemeğe geçin! Bakın nasıl iştahınız azalıyor! İş yerinize götürüp, öğle vakti salata veya yoğurda katıp yiyebilirsiniz. 

Bir davettesiniz. Yemeklersizi kışkırtıyor. Giderken kurtarıcı olarak tek kullanımlık paketi yanınızda götürün. İlk olarak salata alın ve bitki tozunu üzerine serperek yiyin. İştahınız yok olacak diğer yiyeceklere karşı körelme hissedecekiniz.”

Bitkisel otlar ‘yabancı’ olmasın
Bu otların işlem görerek öğütülen formu, gıda alımını azaltıyor ve artan kiloya geçit vermiyor. Bitkilerin tek yardımı bedenin incelmesi değil. Aynı zamanda bir çok farklı avantajları var. Artı olarak cilt güzelliği kazandırıyor. 

Sinirlerin sakinleşmesi ve vitamin eksikliğini gidermesi gibi etkiler zayıflama seyrini olumlu yönde değiştiriyor. Çünkü insanoğlu doğrudan doğa ile bağlantı içinde olduğundan her bilgi genetik kodlarımızda saklı.

21 Mayıs 2014 Çarşamba

Obezitenizi Kontrol Altına Almak ve Sağlıklı Bir Yaşam Sürmek Elinizde!

Obezitenin sağlıklısı olur mu demeyin! Elbette olur. Sağlıklı obez; obez olan aynı zamanda düzenli egzersiz yapıp sağlıklı beslenen kişidir. 

Avrupa Obezite Günü’nde Hisar Intercontinental Hospital Beslenme ve Diyet Uzmanı Elif Karacanoğlu, obezite ile ilgili merak edilen konular hakkında bilgi verdi.

Obezite; koroner kalp hastalıkları, diyabet, safra kesesi hastalıkları, uyku apnesi ve değişik türde kanserlere varan pek çok hastalığın oluşumunda önemli bir yere sahiptir. Obezitenin görülme sıklığı giderek artmaktadır. Obezite bireysel bir sorun olmaktan çıkmış toplumsal bir sorun haline gelmiştir diyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Karacanoğlu “Düzenli egzersiz yapıp, beslenmenize dikkat ederek, sağlıklı bir yaşamı benimseyin çünkü kısa zamanda verdiğiniz kilolar, yaşam kaliteniz ve uzun ömürlü olmanız konusunda uzun vadeli bir iyileşmeye neden olmaz. 

Yavaş ve sürekli kilo vermek daha sağlıklıdır. Hipertansiyon, lipid düzeyleri ve insülin düzeyleri üzerinde etkilidir. Genel olarak aşırı kilo alıp verenlerde, sağlık riskleri çok daha yüksektir” dedi.

Obezite probleminiz var ve sağlıklı yaşamak istiyorsanız:

• Yaşam biçiminizi ve beslenme alışkanlıklarınızı değiştirin.
• Güvenli ve kendinize en uygun olan egzersizleri yapın.
• Çocuklarınızı batı stili yaşam tarzından uzak tutun. Bilgisayar oyunları oynayarak, kalorisi yüksek, yağ oranı fazla yiyeceklerle beslenmelerine müsade etmeyin, oyun oynamalarını ve mümkün olduğunca hareket etmelerini sağlayın.
• İleri yaşlarda obeziteyi daha belirgin yaşarsınız düzenli yiyin ve öğün atlamayın.
• Aktivitelerinizi artırın.
• Yemeklerde salata tabağınızı büyütün.
• Tatlı yerine meyve yemeyi bir alışkanlık haline getirin.

16 Mayıs 2014 Cuma

Dikkat: Bazı kokular iştah açıyor!

Bazı kokuların iştah açtığını, bazılarının ise iştahı kestiğini biliyor muydunuz? Evet, böyle bir gerçek var. Kokular, diyet yaparken çok önemli. Peki, bu kokular hangileri?

Bazı parfümlerden bahsederken “İştah açan bir kokusu var, nefis!” diye tanımlamamız boşuna değil. Bilim insanları tarafından yapılan araştırmalara göre, birtakım kokuların iştahı tetiklediği, bir kısmının da iştahı kestiği ve tokluk hissi yarattığı uzun zaman önce kanıtlandı. Yani diyet yapıyorsanız kokulara dikkat etmelisiniz! Kalori hesabı kadar koku hesabı da yapmanız gerekiyor.

İştah açan kokular
Dünya çapında bir parfümör olan Andreas Willhelm’a göre, vanilya, kakao, tarçın, portakal, bergamot kokuları kesinlikle iştahı tetikliyor. Diyetteyseniz ve bu kokularla iç içe yaşıyorsanız, kilo vermeniz mümkün değil. Bergamotlu çay, vanilyalı parfüm ve bunun gibi alışkanlıklarınızı değiştirmeniz gerekiyor.

Vanilya, tarçın, kakao, portakal ve bergamot kokuları iştah merkezini hareketlendirdiği için kişiyi yemek yemeye teşvik ediyor ve haliyle bu durum da diyeti zorlaştırıyor. O yüzden beslenmenize dikkat ettiğiniz bir dönemdeyseniz, kullandığınız parfümden yediğiniz içtiğiniz gıdalara kadar her şeyi tekrar gözden geçirmelisiniz.

İştahı kesen kokular
İştah merkezini sakinleştiren ve tokluk hissi yaratan kokuların başında yeşil elma, muz, nane ve zerdeçal geliyor. Bu kokular yemek yeme hissini minimuma indiriyor ve diyetinizi kolaylaştırıyor.

Amerikalı nöroloji uzmanı Dr. Alan Hirsch “Dr. Hirsch’s Guide to Scentsational Weight Loss” isimli kitabında, kokular ile tok kalmanın mümkün olduğunu yazıyor. Bunun üzerine fazla kilolarından yakınan 3 bin kişi üzerinde yapılan araştırmada, kişilere her öğün öncesinde yeşil elma, muz ve nane koklatıldı. Araştırmanın sonuna gelindiğinde bu kişilerin ortalama 5 kilo kaybettikleri belirlendi. Çünkü yeşil elma, muz ve nane kokuları kişilerin iştahını kapadığından bu kişiler normal yediklerinden birkaç yüz kalori daha az tüketerek zayıflamayı başardılar.

Kokular, elektriksel bir iletişimle iştah merkezi üzerinde önemli etkiler yapıyor. Yani tat duyusunu doyurmak için, koku duyusunu da doyurmak gerekiyor. Almanya'da yapılan bir araştırmada da, bu kokuları sık koklayan kişilerin, koklamayan diğer gruba oranla daha hızlı kilo kaybı elde ettikleri saptanmış.

Mutluluk veren kokular
Belirli kokular ruh halini değiştirme gücüne sahip. İşte, mutluluk veren kokuların en önde gelenleri: Fırından yeni çıkmış ekmek kokusu, deniz kokusu, temiz çarşaf kokusu, çimen kokusu, bebek kokusu, taze çiçek kokusu, vanilya, kurabiye ve çikolata kokuları.

Mentol, nane, okaliptus, biberiye ve karabiber kokuları da enerji verip bedeni ve ruhu canlandırıyor.

8 Mayıs 2014 Perşembe

Diyetiniz bozulunca kilo vermeye nasıl devam edersiniz?

İkram edilen ince bir dilim pastaya hayır diyemeyip diyetinizi mi bozdunuz? Oysa diyetimi zaten bozdum diyerek kötü beslenmeye devam etmeyip gün içinde ya da ertesi gün tüketeceğiniz besinleri ayarlayarak diyetinize devam edebilirsiniz.

Pazartesi sabahı heyecanla başlanan diyet, küçük bir dilim pastaya hayır diyemeyerek bozulur. Sonrasında “zaten bozuldu bu diyet” hissiyle daha da kötü besinler tüketilir. Ardından büyük bir pişmanlıkla, bir sonraki pazartesi için büyük sözler verilir.

Bu kısır döngü size tanıdık geldi mi? Diyetkolik.com diyetisyenlerinden Diğdem Özkahya, diyetlerin en çok hangi öğünlerde bozulduğuna ve bozulduktan sonra nasıl devam ettirmek gerektiğine dair şu tüyoları veriyor:

Diyet bir yaşam biçimi

Diyet, katı kuralları olan ve uygulaması zor bir beslenme şekli olarak algılanmak yerine düzenli ve yeterli miktarda besin tüketimini gerektiren bir alışkanlık ve yaşam biçimi olarak kabul edilmelidir. Size uygun diyeti sağlığınızı korumak için uzun vadede sürdürmek gerekiyor.

Diyeti bozdum diyerek aşırıya kaçmayın, diyetiniz bozulmadı

Uzun vadede diyet yapmak elbette katı bir listeyi her gün uygulamak anlamına gelmiyor. Diyetler en çok akşam ve gece öğünlerinde bozuluyor. Örneğin diyet planınızdaki akşam yemeğiniz bir kepçe çorba, bir porsiyon yumurtalı ıspanak yemeği, yarım kâse yoğurt ve bir dilim ekmekten oluşurken siz bir bardak sütlü kahve, bir ince dilim meyveli pasta, üç kaşık kısır ve bol miktarda yeşillik yediniz. Bu durumda diyeti zaten bozduğunuzu düşünerek daha da fazla besin tüketmeye eğilim gösterebilir ve daha büyük bir yanlışa sürüklenebilirsiniz. Diyeti bozmak, çoğu zaman nefsinize hâkim olamamaktan kaynaklanır. Daha sonra tüketiminde aşırıya kaçtığınız besinlerin miktarını dengeleyerek haftayı kurtarabilirsiniz.

Diyetim zaten bozuldu diyerek sağlıksız beslenmeye devam etmek yerine, diyetinizi sürdüreceğiniz çözümler bulmanız mümkün. Örneğin her ikisi de süt grubundan besinler olan sütlü kahve ve yoğurt birbirine denk görülebilir. Tükettiğiniz bir ince dilim pasta, bir dilim ekmek ve bir meyveye karşılık gelebilir. Bu durumda öğününüzdeki bir dilim ekmek hakkınızı doldurmuş olur ve bir meyveyi de bir sonraki gün eksilterek dengeyi sağlayabilirsiniz.

Üç kaşık kısır ise bir kepçe çorba gibi, tüketeceğiniz bir dilim ekmeğe eşdeğerdir. Yani yediğiniz kısırı çorba yerine; beraberinde tükettiğiniz bol miktardaki yeşilliği ise ıspanak yemeği yerine sayabilirsiniz. Ancak protein kaynağı olan yumurtayı tüketmemiş olmak günlük karbonhidrat, protein ve yağ dengenizi bozacağından, ara öğününüzde yumurta veya ona karşılık gelen besinlerden birini tüketebilirsiniz. Bu durumda, aslında diyetinizi bozmuş sayılmazsınız.

24 Nisan 2014 Perşembe

Form İçin Kilo Vermeye Başlayabilirsiniz

Kısa sürede kilo vermek ve daha ince görünebilmek için uygulanan yanlış diyetler, kiloların kısa zamanda geri alınmasına neden oluyor. Ancak sağlıklı bir şekilde ideal kiloya inmenin yolu uzman yardımı almaktan geçiyor. 

Memorial Hizmet Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Aysu Aydın, kilo verirken dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.

Düzenli kahvaltı yapmamak kilo alımına neden olur
Sabah kahvaltısı yapmadan güne başlayanlar içinde kilo vermek oldukça zordur. Çünkü metabolizma, uyandıktan sonra hemen kahvaltı yapınca hızlanmaya başlamaktadır. Aksi takdirde kahvaltı yapmadan öğle yemeğine kadar aç kalınırsa, yavaşlamış metabolizma hızına karşın artmış bir iştahla daha çok yemek kaçınılmaz olacağından kilo almak da beklenilen bir sonuçtur. Sabahın erken saatlerinde dengeli şekilde kahvaltı yapma alışkanlığı kişinin metabolizmasının hızlanmasını sağlayacağından, daha rahat kilo vermesine yardımcı olacaktır. Ne yenirse yensin mide 4 saat içerisinde boşalacağından, bir sonraki öğünde fazla yemeği engelleyebilmek için mutlaka 2-2,5 saatte bir beslenmekte fayda vardır. Kişi bu sayede daha az yediğini fark edecektir.

Yağ fazlanızdan kurtulmak için günde 2-3 lt su için
Diyet aşamasında su tüketimi öne çıkan konulardan biridir. Günde 2-3 litre arası su tüketmek, vücut yağlarının atılmasını sağlamaktadır. Az su içildiğinde vücut ihtiyacını karşılayamayacağından içilen 1 bardak suyu bile tutar, ödem yapar, idrara çıkılmasını engeller, dolayısıyla kilo vermek de zorlaşır. İdrarın renginin sarı ve yoğun olması kişinin az su içtiği anlamına gelmektedir. Kilo verme sürecinde sabırlı olmak ve herkesin kilo verebileceğini unutmamak çok önemlidir. Beslenme programınızda yapılan düzenlemeyi diyet olarak görmemek, bunu yaşam biçimi haline getirmek gerekmektedir.

Küçük kaçamaklara dikkat!
Dyt. Aysu Aydın
Fındık, fıstık, çekirdek gibi kuruyemişler, salam, sosis, sucuk benzeri şarküteri ürünleri, bisküviler, kuru pastalar, kekler, yağ içeriği yüksek hazır gıdalar gibi kalorisi yüksek fakat hacmi küçük yiyecekler tüketmek kilo vermeyi engellemektedir. Örneğin 100 gram ay çekirdeğinde ortalama 600 kalori, 5 adet fındıkta ise 50 kalori bulunmaktadır. Tüketilen miktarların küçük olduğu düşünülse de bu yiyecekler kilo alımına yol açacaktır.

Ekmeği hayatınızdan çıkarmayın
Öğünlerde ekmek yememek de kilo vermeyi olumsuz yönde etkilemektedir. Eğer kişi ana öğününde esmer ekmek tüketmiyorsa, kan şekeri dengelenemeyecek; dolayısıyla 1 saat sonra çok acıkacak ve eline ne geçerse farkında olmadan tüketip fazla kalori almış olacaktır. Ancak esmer ekmeğin de kalorisinin olmadığını düşünmek doğru değildir. 1 ince dilim esmer ekmek ile 1 ince dilim beyaz ekmeğin kalorisi aynıdır. Esmer ekmek lif içerdiği için daha fazla tokluk hissi verecek, bu sayede daha az yiyerek doymanızı sağlayacaktır.

Sağlıklı beslenme programınızı egzersizle destekleyin
Metabolizmayı hızlandıran en temel faktör fiziksel aktivitenin artırılmasıdır. Yapılacak sporun türü kişiye göre değişebilir. Eğer kişilerin yürüyüş açısından herhangi bir sağlık sorunu yoksa haftada 2 ya da 3 gün 45 dakikalık orta tempolu yürüyüş yapmalarında fayda vardır. Günlük hayatlarında da yakın mesafelerde araba yerine yürüyüş tercih etmek, ev işleriyle uğraşmak, dans etmek gibi fiziksel aktivitelerini arttırıcı hareketlerde bulunmaları fazladan kalori yakılmasını sağlamaktadır.

14 Nisan 2014 Pazartesi

Diyet türlerine yenisi eklendi: Alkali Diyet

Gün geçmiyor ki yeni bir diyet türü daha zayıflamak isteyenlerin trendi haline gelmesin. Son günlerin popüler diyetlerinden biri de Alkali diyet. Özellikle sosyal medyada alkali diyetle zayıfladığı iddia edilen ünlülerin görüntülerinin hızla paylaşılmasıyla, pek çok kilo vermek isteyen kişi de alkali diyete ilgi duymaya başladı. Peki tek başına bir diyet türüne yönelmek doğru mu? Alkali diyet ve diğer diyet türlerini uygularken neye dikkat etmeli? Alkali diyet neyi kapsıyor?

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Nöropsikiyatri Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Gizem Köse, son günlerin popüler diyeti alkali diyetin içeriğine ilişkin önemli bilgiler paylaştı. “Öncelikle Alkali nedir, Asidik nedir bunları anlamamız lazım” diyen Köse, alkali diyeti vücudun pH dengesiyle oynayarak kilo verdirmeyi vaat eden bir diyet olarak tanımlıyor. Köse alkali diyet hakkında şöyle konuşuyor;

“Alkali diyette besinlerde genelleme yapılarak, asidik besinler yasaklanır ve alkali besinler ile alkali su bolca tüketilerek pH dengesi 7’nin üzerine çıkarılır. Alkalilik durumu, pH 7’nin üzerine çıktığında oluşur, Asidiklik ise pH 7’nin altındayken oluşur. Bu diyet türünde Asidik yani pH oranı düşük olan besinler diyetten çıkarılır. Bunlar süt ve ürünleri, kümes hayvanları, yumurta, alkol, üç beyaz grubu (un, şeker, tuz) ve paketlenmiş yiyeceklerdir. Bu grubun diyetten çıkarılmasıyla oluşan boşluğa alkali grup besinleri eklenir. Alkali besinler ise genelde baharatlardan oluşmakla beraber buğday çimi, zencefil, zerdeçal, çörek otu, nane ve koyu yeşil sebzeler (salatalık, ıspanak, soya filizi, brokoli vb) dir. Aynı zamanda alkali beslenmede suyun dengesini de alkaliye çevirerek karbonatlı su tüketimi önerilir.”

Hareketsiz diyetle kilo vermek mümkün değil!
“Ünlülerin paylaşımlarına ve medyaya bakarsak Alkali Diyet ile obezite sorunu çözülebilir.” Diyen Köse , ‘Acaba ünlüler sadece diyet mi yaptı, hiç spor yok mu, kilo vermeleri sadece diyetle mi oldu?’ sorusuyla da diyette sporun önemine dikkat çekiyor. “Sadece diyet yaparak, fiziksel aktiviteyi arttırmadan yağdan kilo verilmesi olanaksız.”olduğuna vurgu yapan Köse, “Hayatınıza hareket katmadan sadece beslenerek uzun dönemde kilo veremezsiniz. 30kg veren ünlüler sizce sadece Alkali Beslenme ile mi kilo vermiştir? Tabi ki hayır. Alkali Beslenme yalnızca popüler bir diyettir. Uygulanmasına baktığımızda kısa dönemli olarak kilo verdirebilir ancak verdiğiniz kiloyu geri almanız da söz konusu…” diyerek sporsuz diyetin sonunun daha fazla kilo olacağını ifade ediyor.

Alkali Diyet Zararlı mıdır?
Köse diyet hakkında şu bilgileri veriyor; “Alkali diyete biraz daha profesyonel gözüyle bakarsak, en başta eleştirilmesi gereken konu karbonatlı su tüketimini önermesidir. Bu su vücudun pH’ını yükseltir ancak mide asiditesini bozar ve yemek borusunu zedeler. Hayatınız boyunca tüketmediğiniz kadar karbonatı bir anda vücudunuza yüklediğinizi düşünün. Midenizde hafif bir reflü varsa bile bunun artmasına sebep olur. Aynı zamanda alkali beslenmede amaç bağırsaktaki alkaliliği arttırmaktır, burada sindirim enzimlerinin göreceği zarar hesaba katılmadan karbonatlı su önerilebilmektedir.

İkinci eleştiri ise en önemli besin grubu olan süt ve ürünlerinin ve de en kaliteli protein olan yumurtanın yasaklanmasıdır. Süt grubundaki kalsiyum ve D vitamini ile yumurtadaki demir ve B12 vitamini bu besinlerde en kaliteli halde bulunmaktadır. Aynı zamanda sütteki kalsiyum ve yağ asitleri kilo vermede yardımcıdır.

Beslenmeyi öğrenmek gerek!
Dolayısıyla genel olarak baktığımızda ünlülerin kilo vermesinde daha çok sporun etkili olduğunu ve kilo vermek istiyorsanız doğru beslenmeyi öğrenip yanında da fiziksel aktivite yapmanız gerektiğini anlamalısınız. Her gün, her saat hatta her dakika beslenme ve zayıflama ile ilgili bilgi bombardımanına uğruyoruz. Nasıl kilo veririm sorusuna çok takılıyoruz. Ancak önce neden kilo veremediğinizi bulup sonrasında uygun tedaviler için uzmanlara danışmalısınız. Televizyonda, sosyal medyada ve diğer kaynaklarda her duyduğunuza inanmayın. Araştırarak doğruya ulaşın. Doğru beslenme yalnızca bir beslenme uzmanı tarafından size aktarılabilir. “

3 Nisan 2014 Perşembe

Akdeniz diyeti kanseri önlüyor

Bilim adamları tarafından uzun süredir üzerinde çalışılan bir dizi araştırması sonucu Akdeniz diyetinin kanser riskini azalttığı, yaşam kalitesini yükselttiği tespit edildi.

Akdeniz diyeti hayat kurtarıyor

Harvard Üniversite’sinden Prof. Dr. Dimitrous Trichopoulos uzun soluklu araştırmasından sonra Akdeniz diyetinin kanser riskini azalttığını açıkladı. Daha az hayvansal gıda daha çok sebze ve meyve içeren bu beslenme stilinin ömrü uzatıp, yaşam kalitesini arttırdığının altını çiziyor.

Kanser riskini azaltıyor

Dünyanın en saygın üniversitelerinden Harvard Üniversitesi, geçtiğimiz hafta bir rapor yayımlamıştı. 26 bin Yunanlı üzerine 8 yıl boyunca devam eden araştırma sonuçları Akdeniz diyetinin kanser riskini yüzde 22 azalttığı gösteriyordu. Araştırmaya göre, mandıra ve kırmızı et ürünlerini daha az, sebze ve meyveyi çok tüketen kişiler kanser riskinden uzaklaşıyor. Tereyağı gibi hayvansal yağlar yerine halis zeytinyağı, kırmızı et yerine baklagiller yemek bile kanser riskini yüzde 12 aşağı çekiyordu.

Araştırmayı Yunanistan’da gerçekleştiren Profesör Dimitrous Trichopoulos’u bulduk ve onunla Akdeniz diyetini konuştuk. Eşi Antonia ile 30 yıla yakın süredir bu çalışmaya devam eden Trichopulous, Akdeniz diyetinin iyi uygulandığı durumlarda kalp hastalığı riskini azalttığı, ömrü uzattığı ve kanser riskini düşürdüğünü söylüyor.

Akdeniz diyetini diğer beslenme türlerinden ayıran nedir?

Birçok diyet toplam yağ tüketimi düşük beslenmeyi sağlıklı kabul eder. Aksine, geleneksel Akdeniz diyeti yüksek oranda yağ ihtiva eder. Alınacak toplam kalorinin yaklaşık %40′ı yağdan gelir fakat bu yağ büyük oranda doymuş özellik taşıyan zeytinyağıdır. Zeytinyağı Akdeniz diyetinin merkezinde yer alır. Sadece kendi özellikleriyle değil sebze ve baklagillerin pişirime yağı olduğu için önemlidir.

Akdeniz diyeti az işlenmiş tahıllar açısından da zengindir. Hayvani proteinler, kırmızı et ve mandıra ürünleri yerine balıktan temin edilir fakat bu da etin tamamen yasak olduğu manasına gelmez. Mandıra ürünleri Akdeniz diyetinde ölçülü olarak ve genellikle peynir ve yoğurt şeklinde tüketilir.

Araştırmalarınız ne kadardır devam ediyordu?

Akdeniz Diyeti 30 yıl gibi bir süredir Prof. Antonia Trichopoulos ve ekibinin yürüttüğü bir çalışma. Ben bu ekibe salgın hastalıklar dalında uzmanlığımla katkı sağlayan bir üyesiyim. Burada Akdeniz diyetinin özünü ihtiva eden bir değer cetveli hazırladık ve bu diyetin koroner kalp hastalıklarına, kalp krizi geçirenlerin yaşam tarzlarına, kanser oluşumuna ve kiloyla olan bağı üzerindeki etkisini araştırdık. Yunanlılar arasında başlattığımız bu araştırmayı, değişik Avrupa ülkelerinde ve Avustralya’da da gerçekleştirdik.

Türk mutfağı hakkında bilgi sahibi misiniz?

Türk mutfağı Yunanistan’da çok beğenilen bir mutfaktır ve ülkelerimiz arasında birçok ortak lezzetin olduğunu biliyorum.

Sizin uyguladığınız bir diyet var mı? Bu diyetle kilo vermek mümkün mü?

Mümkün olduğu kadar Klasik Akdeniz diyetine sadık kalmaya çalışıyorum. Söylediğim gibi, Akdeniz diyeti yağ oranı olarak yüksek fakat bu doymuş zeytinyağı. Evet, insanlar harcadıkları kaloriden çok almadıkları sürece Akdeniz diyetini takip ederek kilo alıp verebilirler ve bu diyet iyi takip edildiğinde sağlıklı ve uzun bir ömür olarak size geri döner.

Akdeniz Diyeti hangi temel gıdalardan oluşur, faydaları nelerdir?

Çoğunlukla bitki orijinli yiyecekler, bunlar sebzeler, meyveler, az işlenmiş tahıllar ve baklagiller. Fakat, hatırlatmak gerekir ki Akdeniz Diyeti katı bir vejetaryen rejimi değildir. Düşük miktarda kırmızı et ve mandıra ürünleri tüketimini uygun görür ve balık tüketimini destekler. Farklı gruplar tarafından yapılan çalışmalar, bizim çalışmamız dâhil olmak üzere Akdeniz diyetinin kalp krizi riskini azalttığını, kalp hastası olanların hayat kalitesini arttırdığını, her türlü kanser riskini azalttığını ve nihayetinde ömrü uzattığını gösteriyor.

Akdeniz Diyeti, hangi hastalıkların önünde bir engeldir?

Kalp hastalıklarının önünde bir engeldir. Gerek ilk enfarktüsü -damar tıkanıklığı yaşayanlarda gerekse tekrar eden kriz yaşayan hastalarda krizi engelleyici etkisi tespit edilmiştir. İspanyol bilim adamları yeni bir araştırmada Akdeniz diyetinin diyabet hastalığı riskini düşürebileceğine dair bulgular sunuyor. Bu konuda daha çok araştırmaya ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Yine Akdeniz usulü beslenmenin Alzheimer riskini düşürdüğüne dair çok yeni çalışmalar olsa da bu konuda genel bir mutabakat henüz oluşmadı.

28 Mart 2014 Cuma

Ekmeksiz diyetler beyni yaşlandırıyor

Hayatımız günlük koşturmacalar içerisinde bazen fark etmeye bile fırsat kalmadan hızla akıp gidiyor. Bu bir türlü durulmaz tempoya ayak uydurmak ise git gide zorlaşıyor ve modern çağın hastalığı haline gelen unutkanlık bizim de kapımızı çalabiliyor. Öyle ki gün içinde hangi eşyamızı nereye koyduğumuzu ya da yapmamız gereken işleri bile unutabiliyoruz. Peki hayatımızı zorlaştıran unutkanlık problemi ile nasıl baş edebiliriz?

Doygun Ekmek’in sosyal medyada ilerleyen Doygun’la Hayata Dair projesi kapsamında sağlık ve beslenmeye dair bilgiler veren Diyetisyen Elvan Odabaşı Kanar, çağın hastalığı haline gelen unutkanlığa son verecek beslenme önerilerini açıkladı. Unutkanlık probleminin, günlük beslenmede alınacak önlemlerle yenilebileceğini ifade eden Kanar, beynin yaşlanmasını yavaşlatmak için her öğünde en az 1 dilim ekmek tüketmek gerektiğini vurguladı. Özellikle tam tahıllı ekmek tüketiminin beynin genç kalması için önemli bir besin olduğunu hatırlatan Kanar, ekmek yemeden kalıcı kilo verilemediği gibi ekmeksiz diyetlerin beyin fonksiyonlarının yavaşlamasına sebep olduğunu anlattı.

Diyetisyen Kanar, unutkanlığa çare olacak vitaminlerin hangi besinlerden alınabildiğini, güçlü bir hafıza için ceviz, havuç, ananas, tarçın, yoğurt ve balık gibi besinlerin önemini ayrıntılı olarak açıkladı. Unutkanlık sorunu yaşayan bireylerin tüketmemesi gereken besinleri ve Alzheimer düşmanı içecekleri de ele aldı.

İşte Diyetisyen Elvan Odabaşı Kanar’dan unutkanlığa çare olacak beslenme önerileri…

Beynimiz için D ve E vitamini şart!

D vitamini de beynin genç kalmasını sağlayan vitaminlerden. Bu vitamin için en etkili kaynak ise güneş ışığı. Her gün 15 dakika güneşlenin ya da 1000IU D vit3 tableti kullanın.

E vitamini beyin sağlığı açısından en temel antioksidanlardan birini oluşturuyor. Bu vitamin özellikle tahıllarda bolca yer alıyor. Bu nedenle bulgur, esmer pirinç, karabuğday, çavdar, kinoa, yulaf gibi besinlere günlük diyetinizde mutlaka yer verin. Tam tahıllı ekmeği hayatınızdan asla çıkarmayın.

Kırmızı meyveleri tüketin, beyniniz yaşlanmasın!

Beyninin yaşlanmamasını istiyorsanız her öğünde en az 1 dilim ekmek tüketin. Unutmayın, ekmeksiz diyet beynin yaşlanmasına neden oluyor! Polifenol içeriği yüksek kırmızı meyveler de beyni genç tutan besinler arasında. Tam bir antioksidan deposu olan nefis ara öğün alternatifleri kırmızı meyveler; serbest radikalleri nötralize ederek yaşlanmaya karşı beyninizin direncini arttırıyor.

B12 takviyesi alın!

B12 vitamini; et, tavuk, balık, süt, yumurta gibi hayvansal kaynaklı besinlerde bulunuyor. Haftada 3 gün kırmızı et, her gün 4 porsiyon süt ve süt ürünü ve her gün 1 yumurta tüketimiyle B12 kaynaklarından faydalanabilirsiniz.

Eğer hala B12 eksikliği görülüyorsa doktorunuzun reçetesi ile B12 enjeksiyonu kullanın. B12 enjeksiyonu kilo yapmıyor. Aksine vücudun diyet motivasyonunu arttırarak karbonhidratın yakılmasını hızlandırıyor.

Unutkanlığa mucize çözüm: BALIK!

Omega 3 yağ asidinden zengin, trans yağ asitlerinden fakir bir beslenme düzeni beyin sağlığı açısından oldukça önem taşıyor. Balık, içerdiği omega-3 yağ asidi ile unutkanlığınıza mucize çözüm. Omega-3 beyinde sinir iletimini arttırma özelliğiyle yaşlanma sürecini azaltıyor.

Balık mevsiminde olduğumuz şu günlerde haftada en az iki kez balık tüketin. Balık tüketmediğiniz günler, balık yağı tableti alarak bu ihtiyacınızı tamamlayın. Ancak omega-3 yağ asidinin tüketim miktarı, yaşa ve hastalık durumuna göre değişebiliyor. Bu nedenle günde ne kadar takviye almanız gerektiğini doktorunuza mutlaka danışın.

Unutkanlığın en iyi çarelerinden biri YOĞURT!

İster ayran olarak ara öğünlerde tüketin, ister yoğurt ya da cacık olarak ana öğünlerinizin yanında ama unutkanlığı önlemek istiyorsanız yoğurt tüketimi şart! Yoğurdun içerisindeki tirozin adlı madde sadece unutkanlığınıza çare olmuyor, aynı zamanda beyninizi uyararak hızlı düşünmenize ve enerjik olmanıza da katkıda bulunuyor.

Beyninizi ultra hızlı çalıştırın!

Bu kış beyninizi ve metabolizmanızı ultra hızlı çalıştıracak bir dost öneriyoruz; 125 gram light yoğurt ve 1 çay bardağı soyulmuş narı karıştırarak ara öğün alternatifi olarak tüketeceğiniz bu yoğurdu çok seveceksiniz. ;)

Beyninizin ilacı besinler: ceviz, havuç, ananas ve tarçın!

Şekli itibariyle de beyne benzeyen besin ceviz, hem E vitaminiyle hem de omega-3'le beyin hücrelerinize sağlık, size de rahatlık veriyor. Her gün kahvaltınızda 2 tüm ceviz tüketin.

Havucun tam da mevsimi olan bu aylarda, 1 tatlı kaşığı zeytinyağı ve bol limon ile tüketeceğiniz bir tabak havuç salatası unutkanlığınıza ilaç gibi gelecek.

Ezberleme ve unutkanlık konusunda kendinize bir arkadaş arıyorsanız, ananasın üzerine 1 çay kaşığı tarçın serperek hem tatlı ihtiyacınızı bastırabilir hem de not defterinize elveda diyebilirsiniz.

Alkol ve sigarayı unutun!

Aşırı alkol ve sigara tüketimi de vücudumuzun dolaşım sistemiyle ilgili riskleri artırdığı için Alzheimer hastalığı riskini de artırıyor. Unutkanlığınızın nedeni tam da bu yüzden olabilir. Yeni yıla yeni kararlar ile girerek sigaraya ve aşırı alkol tüketimine “elveda” deyin.

Alzheimer düşmanı yeşil ve siyah çay!

Yapılan çalışmalarda yeşil ve siyah çayın Alzheimer hastalarında birçok yönden mücadele ettiği anlaşıldı. Yeşil çayın etkisi siyah çaya göre daha uzun süreli olmakla birlikte iki çayın da akıl fonksiyonlarına olumlu etkisi biliniyor.

Kakao ve kuruyemişlerden vazgeçmeyin!

Kakao polifenol kaynağı olduğu için beyin sağlığımız açısından oldukça faydalı bir besin. Ruhunuzu genç tutan kakao, beyninizi de genç tutar. Özellikle kakao oranı %75’in üzerinde olan bitter çikolatalar antioksidan etkiyi arttırarak beyninizin yaşlanmasını geciktiriyor. Yalnız miktara DİKKAT! Günlük 40 gramın üzerinde çikolata tüketmeyin.

Badem, ceviz, yer fıstığı yağ asidi örüntüsü bakımından zengin kaynaklarımızdan. Ara öğün olarak her gün 10 adet çiğ badem tüketin, beyninizi genç tutun.

24 Mart 2014 Pazartesi

Bu Bahar Eşinizle Zayıflayın

Şişmanlık ne yazık ki bulaşıcı. Yapılan araştırmalar da aynı sonucu gösteriyor; aileden biri şişman ise diğer aile fertlerinin de şişman olma riski artıyor.

Diyetisyen &Yaşam Koçu Gizem Şeber'in verdiği bilgilere göre, virüslerle ve bakterilerle bulaşmıyor olsa da, sosyal olarak bulaşıcı bir durum obezite. Yapılan bir araştırmaya göre; aileleri veya arkadaşları şişman olanlar, şişmanlık üzerinde çok fazla objektif değerlendirmede bulunamıyorlar ve kilo almaya oldukça eğilimliler. Ve kişinin sosyal çevresinde fazla kilolu insanların sayısı arttıkça kişinin fazla kilolu olma riski de bir o kadar artıyor.

Eşler arasında da fazla kiloların bulaşıcı olması şaşırtıcı değil. Evlilik, düzenli bir hayatı da birlikte getirdiği için yeni evlenenlerin daha kolay kilo aldığını sizde sıkça görmüşsünüzdür. Evlilik vücut ağırlığının artmasına yol açan faktörlerden biri ve en az iki yıllık evli olanların vücut ağırlıkları ve kilolarının boylarına göre olan oranı birbirine çok benzer. Evlenen kişilerin kilo almaya eğilimli olmasının nedenleri arasında ilk sırayı beslenme düzeni alır. 

Evlenen kişiler, yalnız yaşadıkları zaman dilimine veya öğrencilik hayatlarına nazaran daha düzenli beslenirler ve eşleri ile uzayan akşam yemeleri ve gece atıştırmaları kilo almalarına neden olur. Evlilik-fazla kilo ilişkisinde diğer önemli konu ise işin psikolojik boyutu. Uzmanlara göre, evlenen kişi zayıf kalma konusunu fiziksel görüntü açısından önemsemiyor. Evlenmeden önce karşı cinse çekici görünmeye çalışan eşler, evlendikten sonra bu durumu daha az önemsemeye başlıyor. Ve sonuçta beraberce kilo alıyorlar.

Fakat eşler gene de yalnız zayıflamaya çalışanlara göre daha şanslı. Yapılan araştırmalar, eşlerin zayıflama konusunda birlikte hareket ettiklerinde yalnız başına zayıflamaya çalışanlara göre çok daha fazla başarılı olduklarını göstermiştir. Bu yalnız başına zayıflanmaz anlamına gelmiyor fakat her konuda olduğu gibi zayıflama konusunda da birlikten kuvvet doğuyor.

Yapılan bir başka çalışmada, eşlerin fiziksel aktivite düzeyleri ile ilişkili. Bu çalışmada da, evli olanların düzenli fiziksel aktiviteye daha çok bağlı kaldıkları gösterilmiştir. Bunun nedeninin eşe karşı duyulan sorumluluktan kaynaklandığı söylenebilir.

Evlilerin Zayıflama Konusunda Şanslı Olma Nedenleri

• Diyet yapmak uzun sürdüğünde sıkıcı bir hal alabilir. Diyet motivasyonu eşle birlikte diyet yapıldığında yükselir.
• Evde sağlıklı beslenme kuralları geçerli olmaya başlar. Zamanla alışkanlık haline gelen bu kurallar, kilo korumada da başarılı olunmasını sağlar.
• Yapılan diyette yasaklar varsa mutlaka insana çekici gelir. Motivasyonun kırıldığı anlarda diyeti bozmak kolay bir hal alır. Eşlerin birbirine duyduğu sorumluluk bu durumun önüne geçer.
• Eşler, sosyal yaşamda bir arada olmayı severler. O nedenle beraber spor yapmaya gitmek, daha keyifli bir hal alır.
• Yan yana oldukları için sıkılmayan çiftler daha uzun süre egzersiz yaptıklarının farkına bile varmazlar.
• Misafirliklerde ve sosyal ortamlarda yapılan ikramlara iki kişi “hayır” demek daha kolaydır.

20 Mart 2014 Perşembe

Diyetiniz Sabote Olmasın!

Her pazartesi başladığınız diyetlerin bir türlü sonu gelmiyorsa ya da yılın yarısını aç gezdiğiniz halde etrafta dolaşan incecik kadınlara kıskanç gözlerle bakmaya devam ediyorsanız bu işin içinde sadece yanlışlık değil aynı zamanda diyetinizi sabote edici etkenler var demektir.

Hayatınızın yarısı çikolatalara imrenerek bakmakla mı geçti ya da her tatlı yediğiniz bir gün için üç gün pişmanlık duyduğunuz halde yine de değil bir kilo bir gram bile vermiyorsanız bu duruma bir son vermenin vakti geldi demektir. Diyetlerinizin işe yaramadığını düşünerek beslenme düzeninizi değiştirmeden önce derinlemesine bir araştırma yapmalı yanlışın nerede olduğunu öğrenmelisiniz.

Diyetinizi Sabote Edecek 15 Neden

1. Hızlı yemek
Hızlı yemek yemek kilo almanıza neden olur bu nedenle yavaş yemelisiniz. Yiyecekleri uzun süre çiğnedikten sonra yutmak, beynin vücuda giren besinleri kaydetmesine zaman tanımak anlamına geliyor. Bu şekilde tat alma duyusu da tatmin oluyor. Böylece doyduğunuzu anlamanızla, yemeye son vermeniz arasındaki zaman kısalıyor.

2. Teknoloji
Diyetlerinizin bir işe yaramamasının en büyük etkenlerinden biri hareketsiz yaşamdır. Eskiden bir arkadaşınızla görüşmek için belki de 10 ya da 15 dakika yürürken şimdi sadece mailleşerek görüşmüş kadar oluyor ya da internet üzerinden sohbet edebiliyorsunuz. Böyle olunca da hareket yerine oturmayı seçiyorsunuz.

3. Tatlandırıcılar
Kilo almamak için sürekli şeker yerine tatlandırıcı kullanıyor olabilirsiniz. Fakat yapılan araştırmalar yapay tatlandırıcıların alınan doğal kalori alımı konusunda vücudu kandırdığını ve bu nedenle de daha fazla şeker kullanma isteğini ortaya çıkardığını gösteriyor.

4. Sebzeler
Sebzelerinizi ve salata malzemelerinizi iyi yıkadığınızdan emin olmalı ve organik olarak yetiştirilmiş olanları seçmelisiniz. Hormonlu sebze ve meyvelerden uzak durmalısınız.

5. Yağ oranı düşük yiyecekler
Yağ oranı yüksek ve düşük yiyecekler arasında aslında sanıldığı kadar çok fark yoktur. Yoğurt, süt ya da peynirde bu oran önemliyken yağ oranı düşük bir kek yemekle yağ oranı yüksek olanı yemek arasında hiçbir fark yoktur.

6. Stres
Beyin, vücutta enerjinin azaldığını fark eder etmez açlık hissetmemize yol açan kimyasal maddeler salgılar. Bu kimyasal maddeleri salgılayan kısmı, aynı zamanda duyguları da kontrol eder ve sıkıldığımız veya kendimizi kötü hissettiğimizde hemen buzdolabına koşmamızın başlıca sebebi de budur.

7. Öğün atlamak
Her yemek yediğinizde metabolik hızınız iki saat içinde yüzde 20 - 30 artar fakat öğünleri atlarsanız metabolizmanız yavaşlar. Özellikle de kahvaltı yapmamak en büyük problemdir ve gece boyunca yüzde 5 yavaşlayan metabolik hızınız bir daha yemek yiyene kadar aynı hızda kalır.

8. Meyve suları
Früktoz seviyesi yüksek olan meyve suları iştahınızı açar. Bu nedenle taze meyve suyu içmek ya da meyve yemek çok daha yararlıdır.

9. Toksinler
Karaciğer vücudun yağ yakan organıdır ve eğer alkol gibi toksinlerle doluysa yakma işlemi için daha yoğun çalışarak çok enerji harcar ve yorulur. Bu nedenle içki içerken yağ ya da şekeri çok fazla tüketmemeye dikkat etmelisiniz.

10. Salata
Diyet yaptığınız için salata yemeyi tercih edebilirsiniz fakat salatayı dışarıda yiyecekseniz soslu bir salata yememelisiniz. Çünkü özel soslarla yapılan bu salataların kalori bakımında bir hamburgerden çok da farkı yoktur.

11. Doğumgününüz
Kış mevsiminde doğduysanız baştan kaybetmiş olma ihtimaliniz yüksek çünkü yapılan araştırmalar kış bebeklerinin obeziteye daha yatkın olduklarını gösteriyor. Bunun sebebi ise daha yavaş çalışan bir metabolizmaya sahip olmaları.

12. Doğum kontrol
Kadınların en büyük sorunlarından biri de doğum kontrol yöntemleri nedeniyle alınan kilolardır. Özellikle doğum kontrol hapları bazı kadınlarda iştah açarlar.

13. Uyku düzeni
Yapılan araştırmalara göre geceleri dört saatten az uyuyan kişiler daha çok uyuyanlara oranla daha fazla kilo alırlar. Çünkü yorgun bir vücut, normal günde yakılan enerjiyi yakamaz ve metabolizması yavaşlar. Bunun için her gün uykunuzu düzenli almaya dikkat etmelisiniz.

14. Evlilik
Yeni evli çiftler hep evlendikten sonra kilo aldıklarından şikâyet ederler. Bunun nedeni ise birlikte bir yaşam paylaşma sonucu herşeyi aynı anda yapma isteğidir. Fakat sözkonusu yemek olunca bu yanlıştır eşinizle aynı miktarda ya da aynı şeyleri yemeden de mutlu bir evliliğe sahip olabilirsiniz.

15. Tiroid sorunu
Sürekli yorgun hissediyorsanız, kilo almaya başladıysanız ve sürekli üşüyorsanız tiroidiniz tembelleşmiş olabilir. Bu da metabolizmanızın daha yavaş çalışmasına neden olur. Bunun için bir uzmana başvurun ve balık, fındık gibi yararlı besinler almaya dikkat etmelisiniz.

3 Mart 2014 Pazartesi

Kilonuz normal mi?

Erkekler vücutlarının yüzde 70'inin kas dokusundan oluşması dolayısıyla kadınlara göre "kilo vermede" daha şanslılar. 

Kas oranı sporcular hariç kadınlarda yüzde 25-30 arasında değişiyor. Her ay adet görmek, doğum yapmak - tabi doğumların sayısını da kilolarla çarpmanız gerekiyor- menopoz dönemi derken kadınların ömrü kilolarını denetlemekle geçiyor. Kilo teftişi yaşam boyu süreceğine göre, bazı pratik ölçüleri bilip işi daha başından sıkı tutmakta yarar var. Sağlıklı kilonuzu bildikten sonra, beslenmenizi de ona göre düzenlemenizde hiçbir güçlük yok.

Nasıl hesaplanıyor?
Acıbadem Hastanesi Bakırköy Diyetisyeni Evrim Ayhan, bunun için başlıca 4 yöntem kullanıldığını söyledi. Yöntemlerden birincisi beden kitle indeksi; kilonuzun, boyunuzun metre cinsinden ölçümünün karesine bölünmesiyle elde edilen değere göre hesaplanıyor. Çeşitli yaş aralıklarında bu değerlerin alt ve üst sınırları yer alıyor. Verilen rakamlara göre siz de ideal kilonuzu bulabiliyorsunuz.

Bel çevresi ölçümü
İkinci yöntem bel çevresinin ölçümüyle hesaplanıyor. Erkeklerde 102 santimetreyi, kadınlarda ise 80 santimetreyi geçen bel çevresi ölçümü başta kalp hastalıkları olmak üzere yüksek riskli birçok hastalığa davetiye çıkarıyor.

Biyo elektrik empedans
Üçüncü yöntemde, "biyo elektrik empedans" adı verilen alet yardımıyla kişinin kas, su ve yağ oranı ölçülüyor. Kişi çıplak ayakla aletin üzerine basıyor ve bir süre sonra cihaz vücuda verdiği basit elektrik akımı yoluyla ölçümü gerçekleştiriyor. Diyetisyenler bu yöntemin gerçek kilonun saptanmasında diğer yöntemlere göre öncelikli olarak tercih edildiğini söylüyor. Günümüzde diyet uzmanlarının verdikleri “diyet listeleri” kişilerin beslenme alışkanlıkları ve kişisel özellikleri yanında, empedansla saptanan vücut kas, su ve yağ oranlarını da dikkate alarak hazırlanıyor. Sağlıklı bir diyetin amacı, kişilere düzenli ve dengeli beslenme alışkanlığı kazandırarak fazla kilolarından kurtulmalarını sağlamaktan geçiyor.

Şok diyetler ile vücutta su ve kas kaybı oluştuğu için sağlıksız bir tablo ortaya çıkıyor. Bu kas ve su degnesini saptamak amacıyla “biyo empedans” yöntemi kullanılıyor.

Kilonuz normal mi?

Yaş aralığı  Beden kitle endeksi
19-24 yaş  19-24
25-34 yaş  20-25
35-44 yaş  21-26
45-54 yaş  22-28
55-64 yaş  23-28
65 ve üzeri  24-29

Not: Yaşınıza göre beden kitle indeksiniz belirtilen oranlar arasındaysa kilonuz sağlıklı demektir.

12 Şubat 2014 Çarşamba

Mideye Balon Yerleştirerek Zayıflatma

Her yaşta tehlikeli olabilen şişmanlık, kalp ve damar hastalıkları, tansiyon, şeker, damar sertliği, romatizma, beyin kanaması, safra kesesi taşı, çocuk sahibi olamama gibi problemlere sebep olabiliyor. 

İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği'nden Opr. Dr. Yasin Peker, kilo vermek için birçok yöntem bulunduğunu belieterek, mideye balon yerleştirilmesinin de bunlardan birisi olduğunu kaydetti.

Mide balonu ve etkisi
Mideye yerleştirilen balon, mide içine yerleştirilen, keskin kenarları olmayan, mide içinde hareket edebilen ve silikondan yapılmış içi sıvı dolu küre. Peker, "balon yer kaplayarak kişinin daha az gıdayla doymasını ve midenin daha geç boşalmasını sağlar. Bu sayede kişinin enerji alımı kısıtlanmakta ve kilo vermesi sağlanmaktadır" dedi. Balonun, şişmanlık tedavisinde uygulanan cerrahi ve farmakolojik yöntemlerden farklı olduğunu ifade eden Peker, bunun hastaya acı vermeyen, kolaylıkla kabul edilebilen, geri dönüşümlü, tekrarlanabilen bir yöntem olduğunu anlattı.

Kimlere uygulanabilir
Peker, 18-60 yaş arasında ve vücut kitle indeksi 30'un üzerinde olanlara, şişmanlığın neden olduğu hastalığı bulunanlara, daha önce diğer yöntemleri denemiş fakat hedefine ulaşamamış olanlara bu yöntemin uygulanabileceğini kaydetti. Peker, "Boğazdan mideye kadar ilerletilen balon, sıvıyla şişiriliyor ve küre şeklini aldıktan sonra mideye bırakılıyor. Bu yöntem, anestezi gerektirmemesi, kısa sürede uygulanabilmesi, normal yaşama çok kısa sürede dönebilmek gibi avantajlara sahip. Ayrıca, balonun mide içindeki varlığı hasta tarafından her an hissedilebiliyor ve hastanın günlük yaşamını birebir etkiliyor. Balonun kaldığı süre içinde ne kadar kilo kaybı olacağı kişiye göre değişmektedir. Ortalama kilo kaybı altı aylık dönem içinde 15-30 kilogram arasında gerçekleşiyor" diye vurguladı.

Altı ayda 15-30 kilo
Peker balon yönteminin, deneyimli hekim tarafından uygulanması gerektiğini ve bu işlem sonrasında, hasta ile hekim arasında iyi bir işbirliği olması, kontrollerin aksatılmaması gerektiğini belirtti. Kişinin daha az gıdayla doymasını ve midenin daha geç boşalmasını sağlayan mide balonunun, 4-6 ay midede kalabileceğini ifade eden Peker, daha uzun süre kalması gerektiğinde değiştirildiğini kaydetti. Peker, beslenme alışkanlığındaki yanlışlıkların saptanması ve doğru beslenme alışkanlığının kazanılması için diyetisyen kontrolü ve davranış tedavisinin de mutlaka eklenmesi gerektiğini vurguladı.

21 Ocak 2014 Salı

Yasaklar Değil, Kontrol Zayıflatır

Diyet yaparken başarıya ulaşmanın yolu yasaklardan değil, porsiyon kontrolünden geçiyor.

20 yılı aşkın süredir hastane, catering kuruluşu; çeşitli gıda firmaları ve akademik çalışmalar kapsamında tedavi edici; bilgilendirici ve kurumsal diyetisyen olarak hizmet veren Taylan Kümeli, yaz mevsimi yaklaşırken; plajlarda fit bir görünüme sahip olmayı hedefleyenler için bir dizi öneride bulunuyor. Özellikle diyet yaparken motivasyon kaybı yaşayan kişileri ilgilendiren bu tavsiyeler, büyük bir özveri gerektiren zorlu diyetleri daha kolay hale getiriyor.

Çalışma hayatı boyunca sağlıklı beslenme söylemine farklı bir soluk getirmeyi amaçlayan Kümeli, kendi geliştirdiği “Sentez Diyeti” ile de yurt çapında haklı bir üne sahip. “Sentez Diyeti”ne göre, sağlıklı ve formda kalmanın kesin kuralları tek tip beslenmeden uzak durup, porsiyon kontrolüne dikkat etmek. Makul ve küçük porsiyonlarda kalmak koşuluyla hemen her yiyeceğin tüketilebileceğini vurgulayan Taylan Kümeli, diyetlerdeki “yasakçı” zihniyetin motivasyonu olumsuz etkilediğini savunanlardan. Kümeli’ye göre diyet sürecinde verilen küçük molalar, diyet yapan kişinin psikolojik bıkkınlığını ortadan kaldırarak kilo verme sürecine olumlu katkıda bulunuyor.

Birçok diyette kesin olarak yasaklanan, çikolata, bisküvi, kraker ve cips gibi yiyeceklerden az ve kontrollü olarak tüketilebileceğinin altını çizen Taylan Kümeli, bu şekilde devam edilen diyetlerin başarı oranının daha yüksek olduğu görüşünde.

15 Ocak 2014 Çarşamba

Kadınlar neden erkeklerden daha kolay kilo alır?

Kadınların kafasını karıştıran konulardan biri de erkeklerden daha kolay kilo almalarıdır. Uzmanlar, bu durumun çeşitli nedenlerinin olduğunu belirtiyor.

Kadınların erkeklerden daha kolay kilo almasının dört temel nedeni var: Kadınlık hormonları, kas kitlesinin azlığı, egzersiz eksikliği ve beslenme bozukluklarının kadınlarda daha sık olması.

Dişilik hormonlarının varlığı da, yokluğu da, azlığı da, çokluğu da kiloyu etkiliyor. Özellikle menopoz dönemine yaklaşıldığında hormonların azalması kilo almayı kolaylaştırıyor. Menopoz ile birlikte östrojen yoksunluğuna bağlı kilo alma şekli kadınlarda yavaş yavaş kendini göstermeye başlıyor.

Kadınların yağlanma şekli erkeklerden farklı

Kadınların yağlanma şekli erkeklerden bir hayli farkı oluyor ve kadınların çoğu tıpkı bir küvetin dolması gibi aşağıdan yukarıya doğru yağlanıyor. Yağlar, önce baldırlarda, sonra kalça ve bel çevresinde toplanıyor. Eğer önlem alınmazsa bir süre sonra göğüste, kol altlarında ve ense civarında, gıdıkta da yağ birikmeye başlıyor.

Erkek tipi yağlanma, kadın tipi yağlanmadan biraz farklı. Erkekler daha çok belleri kalınlaşarak, göbek ve karın bölgelerine yağ biriktirerek şişmanlıyor. Bu tip yağlanma sağlık açısından çok daha tehlikeli. Şeker hastalığına, damar sertliğine, karaciğer yağlanmasına, hipertansiyona, gut hastalığına davetiye çıkarıyor. Erkek tipi yağlanma kadınlarda da görülebiliyor. Örneğin “polikistik over sendromu” denilen durumda erkeklik hormonu androjenin fazla salgılanması nedeniyle genç kızlıktan itibaren erkek tipi bir şişmanlama ile karşılaşılabiliyor. Son yıllarda alkol kullanımının kadınlar arasında da yaygınlaşması erkek tipi yağlanan, yani göbeklenen kadınların sayısını artırdı.

Son gelen kilolar ilk gidiyor

Aşağıdan yukarıya doğru yağlanan kadınlar kilo vermeleri halinde süreç tersine işlemeye başlıyor, önce vücudun üst tarafındaki yağlar eriyor. En son bacak ve baldırlardaki yağlara veda ediliyor. Bu durumu bazı beslenme uzmanları “ilk alınan yer, son gidecek yerdir” kuralı olarak tanımlıyor. Kısacası kadınlar hangi diyeti yaparlarsa yapsınlar, hangi egzersizi denerlerse denesinler vücutlarının üst tarafındaki yağlar erimedikçe kalça, baldır ve bacak bölgesindeki yağlar kaybolmuyor.

Kadınların şanssızlığı sadece hormonal etkilerle de sınırlı değil. Kadınlar doğuştan itibaren erkeklerden daha az kasa sahipler. Kas miktarı az olunca da alınan kalorilerin yakılması güçleşiyor. Çünkü metabolizma hızını belirleyen esas faktör kas kitlesi. Bu nedenle kilo kontrolünde başarılı olmak isteyen her kadının güçlü ve formda kaslara sahip olması, kas kitlesini artırması şart.

Kadınlar kas konusunda zayıflar

Ne var ki çoğu kadın ya hiç egzersiz yapmıyor ya da sadece yağ yakan aerobik egzersizlerle yetinip, kas yapan direnç egzersizlerini ihmal ediyor. Özellikle yanlış diyetler ile yağ yerine kas yakan kadınlar bir süre sonra tam birer “kas fakiri” haline geliyor, kas yağ oranlarını daha da bozuyorlar. Kadınların hem kas kazanmaları hem de egzersiz bakımından yaptıkları hataları yapmamaları gerekiyor.

Duygusal yeme ataklarının evde, komşu ziyaretlerinde ya da işyerlerinde atıştırma alışkanlıklarının kadınlar arasında daha yaygın olması da kadınları yağlandıran nedenlerden biri olarak gösteriliyor. Çoğu kadın yaşadığı stresleri yönetemediği, duygu ve düşüncelerini dışarıya yansıtamadığı dönemlerde çözümü yiyeceklerde özellikle şekerli, unlu, yağlı, tuzlu besinlerde arayabiliyor. Bu da önemli bir faktör.

Kısacası kilo alma bakımından kadınların dikkat etmeleri gereken pek çok sorun var. İşleri erkekler kadar kolay değil.

26 Aralık 2013 Perşembe

Yeme İsteğini Azaltmanızın Yolları

Öncelikle kilonun sağlıklı değer aralığında olup olmadığını anlamak için, Vücut Kitle Endeksi'ni (BMI) hesaplamak gerekiyor. 

BMI değerini bulmak için kilonun, metre cinsinden boy uzunluğunun karesine bölünmesi gerekiyor. Örneğin, boyu 165 cm. ağırlığı 55 kg olan kişinin Beden Kütle İndeksi: 55 / (1.65)2 = 20.2 olur. Günümüzde doktorlar, sağlıklı kiloda olup olmadığınızı anlamak için bel ölçüsüne de bakıyorlar. Erkeklerde 102 cm, kadınlarda ise 88 cm'den fazla çıkan bireylere, kilo vermeleri öneriliyor. Bel çevresi ölçünüz erkeklerde 94-102 cm, kadınlarda 80-88 cm aralığında ise kiloyu muhafaza etmek sağlık açısından önem taşıyor.

Sıkılınca veya üzülünce iştah artıyor
Beynin, vücutta enerjinin azaldığını fark eder etmez açlık hissetmeye yol açan kimyasal maddeler salgıladığı ve kişinin bir şeyler yeme ihtiyacı hissettiği belirtiliyor. Kendimizi kötü hissettiğimizde hemen buzdolabına koşmamızın başlıca sebebi ise, beynimizin bu kimyasal maddeleri salgılayan kısmının, aynı zamanda duyguları da kontrol etmesinden kaynaklanıyor.

Ayrıca, yemeklerin tadı, kokusu veya görüntüsü de açlık duygusuna sebep olabiliyor. Örneğin, yemek sonrasında canınız, tatlı vitrininde duran o dondurma kasesinden çekiyorsa, bunun sebebi kesinlikle aç olmanız değil, kontrolden çıkan yeme isteğiniz.

Sürekli aynı yemeği yemek iştah kapatıyor
Ara ara atıştırmayı sevenlerdenseniz, sağlıklı karbonhidratlara yönelin, çünkü bu besin türü, sindirim sisteminde daha uzun süre kalıyor ve şeker seviyenizi yavaşça yükselterek daha uzun süreli tokluk hissi sağlıyor. Yapılan araştırmalara göre, tat alma duyusunu değişik tatlarla tatmin etmenin, daha az miktarlarla yetinmeyi sağladığını bildiriyor. Sürekli aynı yemeği yeme, özellikle tadı hoşa gitmiyorsa, bir süre sonra tat alma mekanizmasının iptal olmasına yol açıyor. Ve bu sebeple de kendinizi sanki hiç yemek yememiş gibi hissedebiliyorsunuz. Böyle bir durumu engellemek için öğünlerinizi taze otlarla ve baharatlarla tatlandırabilirsiniz.

Bol su içmek işe yarıyor
Su içmenin, kişinin kendisini tok hissetmesi açısından önemli olduğunun da altını çizen uzmanlar, ayrıca vücut susuz kaldığında, çoğu zaman açlık hissine benzeyen sinyaller gönderdiğini belirten uzmanlar, bol su içmenin, beden su istediği zamanlarda yemeğe yönelmeyi engelleyeceğini kaydediyor.

Uzun süre çiğnemek işe yarıyor
Uzmanlar, yiyecekleri uzun süre çiğnedikten sonra yutmanın, beynin vücuda giren besinleri kaydetmesine zaman tanımak anlamına geldiğini ifade ediyor. Üstelik bu şekilde tat alma duyusunun da tatmin olduğunu vurgulayan uzmanlar, "Böylece doyduğunuzu anlamanızla, yemeye son vermeniz arasındaki zaman kısalıyor. Fazla yemekten kaynaklanan sindirim sorunlarından kurtulmanız da ayrı bir avantaj" ifadesini kullanıyor. Uzmanlar, egzersizler zorlaştıkça vücut ısısının arttığını ve daha fazla kalori yakmaya başlandığını, bu durumun da egzersizi takip eden birkaç saat boyunca iştahın bastırılmasına sebep olduğunu bildiriyor.

Öğün atlatmak yanlış
Öğün saati geldiğinde spor yapmanın verdiği etkiyle iştahınız biraz daha kapanır. Fakat asla öğün atlama hatasına düşmeyin, aksi halde hem vücudunuz zayıf düşer, hem de bir süre sonra aşırı yeme isteği duyarsınız.

20 Aralık 2013 Cuma

Zayıflamak İsterken Kilo Almayın!

Beslenme uzmanları ‘ara öğünlerin’ atlanmaması gerektiğine dikkat çekiyorlar. Bunun nedeni ise ara öğünlerin kan şekerini dengede tutmada önemli bir rol üstlenmeleri. Ancak hem sağlıklı bir yaşam, hem zayıflamak için önerilen ara öğünler, hatalı besin seçimlerinde zayıflatmak yerine şişmanlatabiliyor!

Beslenme uzmanları her fırsatta sağlıklı bir yaşam ve kilo vermek için ‘ara öğünlerin’ asla atlanmaması gerektiğine dikkat çekiyorlar! Ara öğünlerde amaç kan şekerini dengede tutmak ve gerektiği kadar insülin salgılanmasını sağlamak. Ancak ara öğünlerde ‘doğru’ besinleri tüketmek çok önemli. Çünkü yanlış ara öğünler kilo verdirmek yerine tıpkı ana öğünlerde olduğu gibi aksine daha çok şişmanlatıyor. Örneğin karbonhidratlı yapılan ara öğünler fazla insülin salgılanmasına, bunun sonucunda hemen acıkmaya, dolayısıyla ana öğünlere fazlaca yüklenmeye neden oluyor. Acıbadem Ataşehir Tıp Merkezi Beslenme ve Diyet Uzmanı Oya Yüksek böylece kilo kaybı sağlamak yerine kilo sabitlenmesi veya artışı oluştuğuna dikkat çekerek. “Hem sağlıklı beslenmek, hem ideal kiloya ulaşmak, yani zayıflamak için kişinin yaşam şekli ile sağlık durumuna göre gerekli sayıda ve doğru ara öğün besinleriyle beslenmesi çok önemli.” diyor.

Ara Öğünün 4 Amacı Var

Beslenme ve diyet uzmanı Oya Yüksek ara öğünün 4 amacı olduğunu belirterek bunları şöyle sıralıyor:

1- Kişinin alması gereken kalori hesabını tamamlamak
2- Kan şekeri ve insülin dengesini sağlamak
3- Psikolojik olarak oluşan atıştırma hissini doğru seçimlerle baskılamak
4- Ana öğünlere yüklenmeyi önlemek

Genellikle 2 Ara Öğün Yeterli Geliyor

Beslenme ve Diyet Uzmanı Oya Yüksek, günde kaç öğün yenilmesi gerektiğinin tamamen bireyin kendisine özel olduğunu belirterek şunları söylüyor: “Kişinin gerçekte hangi saatte acıktığını belirlemesi veya bunun beslenme uzmanı tarafından iyi bir değerlendirmeyle tespit edilmesi gerekiyor. Çünkü her bünye kendine özeldir. Genel olarak sağlık problemi bulunmayan kişilerin günde 2 kez ara öğün tüketmeleri yeterli geliyor. Ancak diyabet, hipoglisemi (düşük kan şekeri), hamilelik ve hamilelik diyabeti ile enerji (kalori) ihtiyacının çok olduğu durumlarda 3 ara öğün almak gerekiyor.”

Kim, Hangi Ara Öğünü Atlamamalı?

• Kahvaltıyı geç yapacaklar için: Gece ara öğünü önemli
• Öğlen yemeğini geç yiyecekler için: Kuşluk önemli
• Akşam yemeğini geç yiyecekler için: ikindi önemli

Gece Ara Öğünü Önemli, Çünkü…

Beslenme ve Diyet Uzmanı Oya Yüksek, hipoglisemi, bir başka deyişle kan şekeri düşüklüğü sorunu yaşayan kişilerde gece ara öğününün çok önemli olduğuna dikkat çekerek şu bilgileri veriyor: “Hipoglisemi hastalarının bazen uyku sırasında veya sabah uyandıklarında kan şekerleri çok düşük çıkabiliyor. Bunun sonucunda baş ağrısı, halsizlik, huzursuzluk, iç ezilmesi veya saldırır tarzda yemek yeme gibi sorunlar oluşabiliyor. Çünkü gece uzun bir süreç ve bu yüzden gece ara öğün alınması çok önemli. Ancak doğru ara öğünler seçmek şartıyla. Ara öğünün gece yatmadan yarım saat veya 45 dakika önce alınması yeterli geliyor.

Sağlıklı Ara Öğünler Nasıl Olmalı?

Beslenme ve Diyet Uzmanı Oya Yüksek kan şekerimizi yavaş yükselten ve belli bir dengede sabit kalmasını sağlayan besinlere “düşük glisemik indeksli” besinler denildiğini belirterek şu noktaya dikkat çekiyor: “Ancak unutmamak gerekir ki böyle belirlenen her besin herkese iyi gelecek diye bir kural yok. Doğruya deneme yanılma yoluyla ulaşmak en mantıklı olanı.” diyor.

Doğru Ara Öğün Seçimleri

• Yoğurt-süt-ayran
• Peynir+ ekmek
• Meyve+yoğurt
• Kuru meyve +yoğurt
• Diyet bisküvi+süt-ayran
• Latte veya sütlü filtre kahve
• Protein barı ( haftada 2 defa gibi)
• 10 adeti geçmeyecek şekilde tuzsuz (kavrulmamış) badem

Yanlış Ara Öğün Seçimleri

• Gofret tarzı şekerli atıştırmalar
• Tek başına meyve, kuru meyve
• Pasta-börek tarzı atıştırmalar
• Gazlı içecekler
• Hazır meyve suları
• Reçel-bal

12 Aralık 2013 Perşembe

Adet öncesi sendromu'na karşı dengeli beslenme

Kadınların çoğunun ortak sorunu adet öncesinde yaşanan farklı sorunlar. Gerginlik, halsizlik, aşırı iştah gibi sorunlar kadınların hayatını kabusa çevirebilir. 

KadıköyŞifa Kadıköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı - Dyt. Rabia Yurdagül Adet Sendromu hakkında bilgi veriyor ve dengeli beslenme ile şikayetleri nasıl azaltabileceğinizi anlatıyor.

Adet Öncesi Sendromu (Premenstrual sendrom, PMS), kadınlarda regl öncesi dönemde başlayıp ruhsal ya da fiziksel birtakım belirtilerle kendini gösteren ve reglin başlamasından bir hafta kadar önce ortaya çıkarak reglin bitiminden bir kaç gün sonra kaybolan durumu ifade eder. Karın bölgesinde şişkinlik, ağırlık artışı, iştah artışı, sık yeme ihtiyacı, tatlıya düşkünlük, cilt bozukluğu, uyku sorunları, göğüslerde hassasiyet, bel ağrısı, kabızlık, baş ağrısı, çarpıntı, duygusal dalgalanmalar, olumsuz düşünceler, depresyon hali, yorgunluk, halsizlik, unutkanlık, konsantrasyon güçlüğü, kendine güvenin azalması, gerginlik, kızgınlık ve öfke hali, seksüel isteklerde değişiklik gibi fizyolojik ve psikolojik birtakım belirtiler gözlemlenir.

Nedeni tam olarak belli olmamakla birlikte, genelde mineral ve vitamin yetersizlikleri, hormonal dengesizlikler, (progesteron yetmezliği ve diğer hormonal değişimler), kan şekerinin düşük olması, vücutta aşırı sıvı tutulumu, beyindeki bazı kimyasal ileticiler, bastırılmış cinsel arzu, psikolojik nedenler üzerinde durulmaktadır.

Regl öncesi döneminde genellikle aldatıcı bir kilo artışı görülür; ancak bu gerçek bir yağ artışı değildir. Bu durum östrojen ve progesteron hormonlarının dengelerindeki değişiklikler sonucu vücutta biriken ödemden kaynaklanır. Yine hormonal değişimler nedeniyle bağırsak sisteminin çalışma düzenindeki değişiklikler kabızlığın görülmesine neden olur ve kabızlıkta şişkinlik hissi yaratarak ağırlıkta artışın olduğunu düşündürür.

Regl dönemi biter bitmez, bağırsakların tekrar normal hızda çalışması sonucu, kabızlık sona erer ve hormonların normal dengeye ulaşmasıyla birlikte vücutta biriken sıvının atılmasıyla beraber kiloda normale döner.

Ancak regl döneminin başlangıcından birkaç gün önce, değişen iştah durumu kontrol altına alınmayıp vücudun ihtiyacından fazla enerji alınması ağırlık artışı ihtimalini yükseltir.

Regl dönemi öncesi çikolata ve bunun gibi tatlı, şekerli yiyeceklerin yenilmek istenmesinin nedeni, östrojen hormonunun vücutta dolaşımının azalmasıdır. Östrojen kadınlar için uyarıcı bir hormondur, vücuttaki seratonin, noradrenalin ve endorfin hormonlarının üretimini artırır. Östrojen azalmasıyla, kan şekerindeki düşme eğilimi artar dolayısıyla bu durum iştah metabolizmasının uyarılmasına neden olur ve sürekli tatlı yeme ihtiyacı hissedilir. Bu nedenle, özellikle bu dönemde az ve sık aralıklarla beslenmek ve glisemik indeksi düşük besinleri tercih etmek oldukça önemlidir.
Dyt. Rabia Yurdagül

İştahının artışının nedeni, vücutta progesteron seviyesinin artması sonucu metabolizma hızında artış görülmesi ve beyne daha fazla kaloriye ihtiyaç duyulduğunun sinyallerini gönderilmesi sonucu vücudun daha fazla kalori alma isteğinin oluşmasıdır.

Vücudun su tutmasının nedeni; bazı araştırmalara göre, östrojen hormonunun vücutta tuzu tutması ve bu durum sonucu vücudun tuz seviyesini normal ve sağlıklı düzeyde tutabilmek için suyu yapısında toplamasıdır. Bazı çalışmalarda ise vücuttaki suyun korunmasında rolü olan vitamin ve minerallerin eksik olması sonucu bu dönemde hassasiyetin arttığı belirtilmektedir. Ödemler genellikle karın bölgesi, göğüsler ve yüz çevresin olmaktadır.

Beslenme;
1. Kan şekeri dengesinin sağlaması için ana ve ara öğün düzenine dikkat edilerek azar azar ve sık sık beslenilmeli.
2. Karbonhidrat kaynağı olarak şeker, tatlı, çikolata gibi besinler yerine ekmek, kepekli makarna, esmer pirinç, bulgur, kuru baklagil ve sebzeler gibi kompleks karbonhidrat kaynakları tüketilmeli.
3. Tuz ve tuz içeriği yüksek salamura besinler, tuzlu bisküviler gibi besinlerin tüketimi minimuma indirilmeli.
4. Bağırsakların çalışmasına yardımcı olan ve tokluk hissini artırmayı sağlayan lif içeriği yüksek besinlerin (sebze ve meyveler gibi) tüketimine ağırlık verilmeli.
5. Çay, kahve, kola gibi kafein içeren içecek tüketiminden ve alkol tüketiminden kaçınılmalı.
6. Su başta olmak üzere yeterince sıvı tüketilmeye özen gösterilmeli.
7. Hormonal denge üzerine olumlu etkisi olduğu için egzersize mutlaka yer verilmelidir.